Epey uzun zaman olmuş buraya yazmayalı. Biraz efkarlıyım. Küçük kızım yurt dışına üniversiteye gidecek. Hayatımın yeni bir dönemine giriyorum, giriyoruz. “Çocuklar büyür ve evden gider”dönemi. Gelmesinden çok korktuğum bir dönem. Ama geldi 😔
Neden bu durum beni bu kadar üzüyor? Sorusu epeydir aklımda dönüp duruyor. Bitmeleri kabul etnekte zorlanıyorum. Aslında her biten şey bir tür yastır. Onunla eskisi gibi çok görüşemeyeceğin için, o gidince onsuzluğa alışacağın için, onun da bensizliğe alışacağını bildiğim için.
Aslında çok uzun bir süre değilmiş. 18 yıl hemen geçti. Ben de dönüp arkamı gitmiştim başka bir şehre, arkama bakmış mıydım? Hayır 😀
Devir döndü şimdi de kızım gidiyor. Oğlum 4 yıl önce başka bir şehre gitmişti , çok zor alışmıştım.
Anneliğin yeni bir dönemine giriyorum, yetişkin çocuklarım var ve artık bizimle yaşamıyorlar dönemi. Yazarken bile kalbim acıyor.
Alışacağım, zorundayım. O çok mutlu , annelik çocuğun mutluysa mutlu olmakmış.
Duyguları yaşamak gerek. Uzun zamandır duygular üzerine çalışıyorum. Her ayrılık bir yası hak eder, Çünkü o yası yaşamadığında , bastırdığında, senden intikamını alır. Bundan sebep ağlıyorum, üzüntümü dile getiriyorum, kalbim acıyor diyorum ve bu üzüntüden kaçmamaya çalışıyorum. Güçlü görünmeye çalışmıyorum.
Anne olmadan önce ben ne yapardım? Onları hatırlamaya çalışıyorum. Ne yer, ne içerdim? Kimlerle gezerdim? Neyi severdim? Tekrar hatırlama zamanı .
İyisiyle kötüsüyle, hatasıyla, günahıyla sevabıyla annelik yaptım. Hala anneyim ama artık çok ihtiyaç duyulmayan bir anne olacağım. Aktif annelikten pasif anneliğe geçiyorum diyorum eşime. Buna da alışırız . İnsan alıştığı için yaşamaya devam edebiliyor.
Neyse çok ağladım, hiç sevmem ağlak olmayı. Ama kendime ağlak olma , kötü hissetme izni veriyorum . Bu da bir öz şefkattir.








